Kullanıcı Paneli

Şifre Hatırlatma
Kayıt Ol
Aylık Hutbeler

 

İLİ                     : BURSA

AY-YIL              : MART-2012

TARİH               : 02.03.2012 (1. HAFTA)

 

                GÜNAHLARDAN SAKINMA

Muhterem Müminler!

Yüce Allah’ın emirlerini yerine getirip yasakladıklarından sakınmak her Müslümanın görevidir. Bunları yerine getirmemek ise günahtır. Günah işleyenin akıbeti eğer tövbe etmezse, acı bir hüsrandır. Çünkü günah; sonsuz kudret ve azamet sahibi Yüce Allah’a bir isyandır. Onun engin rahmetine ve rızasına karşı bir perdedir. Günah insanın Hakk’a olan meylini köreltir, kötü temayüllerinin önünü açar. Ayrıca insanın kalbine huzursuzluk verir, gönlünü bulandırır ve giderek, onun fıtratını bozan manevi bir musibet olur. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: Hayır hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.” Bu ayette geçen “kalp kirlenmesi” tabirini Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle açıklamaktadır: “Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahından tövbe edip uzaklaşırsa kalbi saydamlaşır. Eğer tövbe etmeyip günah işlemeye devam ederse, o siyah nokta artar ve kalbi istila eder. İşte Yüce Allah’ın Kuran’da zikrettiği kalp kirlenmesi  budur”.

Aziz Müslümanlar!

Günahlar, nefsin kötü arzularına veya şeytanın çeşitli desiselerine kapılmanın sonucunda işlenir. Yüce Allah şeytanın müminler üzerinde hâkimiyet kuramayacağını şöyle açıklamaktadır: Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hakimiyeti yoktur. Şeytanın hakimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.”

O halde nefsanî arzulara kapılarak şeytana uymamalıyız. Allah’a şirk koşmak, ana-babaya asi olmak, yalan söylemek, yalancı şahitlik yapmak, haksız yere adam öldürmek, sihir ve büyücülük yapmak, yetim malı ve faiz yemek, savaştan kaçmak, iffetli kadınlara iftira  atmak, zina etmek, başkasına veya kamuya ait bir malı zimmetine geçirmek, içki içmek ve kumar oynamak gibi her türlü günahtan şiddetle kaçınmalıyız. Çünkü Yüce Allah: “Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir” ve“Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere koyarız” buyurarak, her türlü günahtan kaçınmamızı emretmektedir.

Değerli Kardeşlerim!

Günahlardan kaçınmak için ölümü ve hesap gününü çok hatırlamalıyız. Sabır gösterip günahlardan sakınanları cennetin kapısında: “Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir! müjdesiyle Meleklerin karşılayacağını bilmeliyiz.  İbadetlerimizi zamanında yerine getirmeli ve bu hususta Yüce Allah’ın, “(Resulüm!) Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir emrine kulak vermeliyiz. Nefsanî duyguların esiri olmamak için dua ve niyazla Allah’a sığınmalı, günaha tahrik eden ortamlardan uzaklaşmalıyız. Mahşer gününde mahcup bir duruma düşmemek için Yüce Allah’ın bizi görüp gözettiğini, her halimizden haberdar olduğunu, asla unutmamalıyız. Günahlarımıza derhal tövbe etmeli ve şimdiden O’nun eşsiz rahmet ve mağfiretine sığınmalıyız. Çünkü Allah,  samimi olarak tövbe eden kullarını sever ve tövbelerini kabul buyurur.

 

                                                                                                Hazırlayan:Mustafa KARADENİZ

                                                                                                Elmalı Köyü Özekdere Mh. Camii / İznik

**************************************

İLİ                : BURSA

AY-YIL         : MART-2012

TARİH          : 09.03.2012 (2. HAFTA)

 

MEHMET AKİF ERSOY VE İSTİKLAL RUHU

 

               Muhterem Müslümanlar!

              Bir milletin tarihinde bazı kişiler vardır ki, ilmi ile, ahlakı ile ve sanatı ile o millete yön vermişlerdir. Bu kişilerin değeri ancak zaman ilerledikçe daha iyi anlaşılır. Bu mümtaz şahsiyetlerden biri de vatansever milli şairimiz, merhum Mehmet Akif ERSOY’dur.

             Her milletin bir milli marşı vardır. Bu marşlar ya bir krala, ya da bir memlekete bir övgüdür. Bizim marşımız ise; bağımsızlık yani İstiklal Marşı’dır. Gerçekten bu marşı dikkatle okuyan, içten gelerek söyleyen, milli bir şuur kazanmakta ve bu marşın bir kahramanlık destanı olduğu anlamaktadır. İstiklal Marşımızın, İstiklal harbinin yapıldığı sırada yazıldığını unutmamak gerekir. Herkes nefsine ait her şeyden vazgeçmiş, memleketin kurtuluşundan başka bir şey düşünemez olmuş... Şahsî emeller bir tarafa itilmiş, bütün fikirler bir noktada toplanmıştı. Hak ve İstiklal...

         Değerli Kardeşlerim!

          Düşman güçlüydü, acımasızdı. Ülke ise harab ve bîtab!.. Yediden yetmişe herkes mücadele etmek zorundaydı. Düşman sadece cephelerde değil, içimizden de bizi parçalamak istiyordu. Gün geçmiyordu ki, bir tarafta tefrika çıkmasın!... Akif bu durumu en iyi idrak edenler arasındadır. O, Millî Mücadele'ye daha başlangıçta katılarak, muhtelif vilayetleri dolaşmıştır.Halkı irşat ederek, karanlık gönüllere ışık tutmuş, ruhlara ümit, heyecan ve kuvvet aşılamıştır. Akif ,Kur’an’ı Kerim’de ki : “Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur’an’'a) sımsıkı sarılın; parçalanıp bölünmeyin.”  ayetinden aldığı ilhamla:

 

"Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez,

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez..."

"Sahibsiz olan memleketin batması haktır,

Sen sahib olursan bu vatan batmayacaktır." mısraları ile dile getirmiştir.

          Bu millet, gittiği her yere insanlık, adalet götürmüş, zulmü alkışlamamış, Hakkı tutup kaldırmıştır. Akif, dört koldan saldıran düşmanın verdiği endişelerle biraz ümitsizlenen milletine şöyle sesleniyordu:

"Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak:

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O, benim milletimin yıldızıdır, parlayacak,

O, benimdir; o benim milletimindir ancak!..."

Bu ses elinden silahları alınmış, hürriyet ve istiklal için, dişiyle tırnağıyla boğuşan. Allah' tan ümit kesmeyen ve bu îmanla zaferin yakınlığını müjdeleyen bir sestir. Bu ses, Türk milletinin mücadele ve barışseverlik ruhunun sesidir. Bu ses, Fatihlerin, Ulubatlıların, Yavuzların Bedr'in arslanlarına eş gösterilen Mehmetçiklerin sesidir.

          Ecdadımız, Peygamberimiz (sav)’in : “Müminler birbirlerini sevmede ,  birbirlerine merhamette, ve birbirlerine şefkatte bir vücut gibidir.” sözünden aldıkları ruhla kocasını ve oğlunu savaşa gönderip, kendisi de sırtındaki çocuğuyla birlikte, cepheye mermi taşıyan Türk annelerinin örnekleriyle doludur.

          Aziz Müslümanlar!

        İstiklal Marşı'nda, yeni nesle göstereceğimiz bütün idealler mevcuttur. Onun için bu ideali en iyi şekilde yaşatmalı ve öğretmeliyiz. Bu duygu ve düşüncelerle milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u, bütün şehitlerimizi ve vatanın kurtuluşunda emeği geçen herkesi saygıyla anıyor Allah’tan rahmet diliyoruz.

                                                                                                            Bursa il Müftülüğü 

                                                                                                            Hutbe Komisyonu

 

****************************************

İLİ                   : BURSA

AY-YIL            : MART-2012

TARİH             : 16.03.2012 (3. HAFTA)

 

YAŞLILARA SAYGI

Muhterem Müslümanlar!

           Dünyaya gelen, büyüyen ve uzun ömürlü olan her insanın yaşlanması kaçınılmazdır. Yüce Allah bu durumu Kur’an’ı Kerim’de şöyle bildirmektedir: “Allah, sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç veren, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir.” “Kime uzun ömür verirsek biz onun yaratılışını (gençliğini, güzelliğini) bozar, gücünü azaltır, beli bükük hale getiririz. Onlar bunu hiç düşünmezler mi? 

Değerli Kardeşlerim!

          Yaşlılara ve büyüklere saygı göstermek dinimizin emridir. Özellikle bu kimseler anne ve babamız olursa onlara karşı olan sorumluluğumuz bir kat daha artmaktadır. Nitekim Allah Teala bu durumu Kur’an’ı Kerim’de : “Rabbin, sadece kendisine ibadet etmenizi, ana babaya da iyi davranmanızı kesin olarak emreder. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf” bile deme. Onları azarlama. Onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek üzerlerine kanat ger ve de ki: Ey Yüce Rabbim! Küçükken onlar beni nasıl koruyup yetiştirdilerse, Sen de onları esirge.” buyurmaktadır.

          

 Maalesef günümüzde yaşlılara gereken ilgi ve alaka gereği gibi gösterilmemektedir. Hatta bazı anne ve babalar evlatları tarafından, yalnızlığa terk edilmekte bıkkınlık sebebiyle yaşlılar yurduna bırakılmaktadır.  Oysa ki dünya bir merdiven misali, bugün yaşlı olan onlar ise, yarın biz de o konumda olacağız. Peygamberimiz (sav)’in buyurduğu gibi: “Siz ana ve babanıza iyilik ederseniz evlatlarınız da size iyilik eder.” Ne ekersek onu biçeceğiz.   Bunu asla hatırdan çıkarmamak gerekir. Onların bizden beklediği sevgi saygı ve tatlı bir tebessümden başka bir şey değildir.

Aziz Kardeşlerim!

           Sevgili Peygamberimiz (sav): “Güçsüz ve düşkünleri araştırıp bana getirin, (ihtiyaçlarını karşılayayım). Çünkü siz, ancak içinizdeki güçsüzler sayesinde yardım görüyor ve rızıklandırılıyorsunuz." buyurarak onları ihmal etmemeyi bize tavsiye etmektedir. Çünkü büyükler ve yaşlılar bereket kaynağımızdır. Özellikle de  Peygamberimiz (sav): “Küçüklerine merhamet etmeyen, büyüklerine saygı göstermeyen bizden değildir.” “Saçı sakalı ağarmış yaşlı müslümana saygı gösterip, ikram etmek,  Allah’a saygıdandır.” sözleri ile büyüklere ve yaşlılara yapılan saygının, Allah’a yapılan saygı olduğunu vurgulamaktadır.

            Hutbemi Efendimiz (sav)’in bir hadisi şerifi ile bitirmek istiyorum: “Her hangi bir genç, bir kimseye yaşlı olduğu için ikramda bulunursa, Allah Teala da o gence, yaşlılığında kendisine ikramda bulunacak birini nasip eder.”

 

Hazırlayan:Ahmet ARDA                          

Bursa İl Müftülüğü Vaizi                            

*****************************************

İLİ                     : BURSA

AY-YIL              : MART-2012

TARİH               : 23.03.2012 (4. HAFTA)

 

MÜSLÜMAN BAŞKASININ İYİLİĞİNİ İSTER

Muhterem Müslümanlar!

Müslüman, iyi olan, iyilik yapan ve başkalarının iyiliğini isteyen, onlara iyiliği tavsiye eden, kendilerine iyilik için yol gösteren insandır. Hatta kardeşlerini de kötülükten sakındırandır. Allah Teâlâ Kuran’da: "Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirinin yardımcılarıdır. İyiliği emreder, Fenalıktan alıkorlar, namazı gereği üzere kılarlar, zekâtı verirler. Allah ve Resulüne itaat ederler." buyurmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (sav) de : “Mümin insanlarla iyi geçinen, kendisiyle de iyi geçinilen, güzel münasebetler kurabilen insandır. Geçimi iyi olmayan , geçimsiz kimsede hayır yoktur.” Buyurarak, müslümanın özelliklerine dikkatleri çekmektedir.

Değerli Kardeşlerim!

Müslüman, yaptığı dualarda bile sadece kendisi için değil, bütün müminlerin hayır ve iyiliği için dua eder. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de:  “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!” "Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!"  ayetlerinde zikredildiği gibi bütün müminlere dua eder.

Aziz Müminler!

Her konuda bize örnek olan Sevgili Peygamberimiz (sav) iyilik etme konusunda da en güzel örnek olmuştur. Efendimiz (sav) iyilik çeşidinin çok olduğunu şu hadisi şerifte şöyle bildirmiştir :"Her müslümana sadaka vermek vâciptir, " buyurdu. Oradakiler: Yâ Resulallah! Eğer sadaka olarak verecek bir şey bulamazsa ne yapar, söyler misiniz? dediler. "Çalışır, elinin emeği ile kazandığını hem kendisi harcar, hem de sadaka olarak verir, " buyurdu. Çalışmaya gücü yetmezse ne yapar, ne dersiniz? denildi. "Sıkıntıya düşmüş bir muhtaca yardım eder, " buyurdu. Böyle bir yardıma da gücü yetmezse, denildi. "İyilik ile, yahut hayır ile emreder" buyurdu. Bunu yapmaya da kudreti yetmezse, denildi. "Kötülükten kendisini sakındırır, bu da onun için bir sadakadır, " buyurdu. Müslüman, yalnız bu iyilikleri yapmakla kalmamalı, başkalarının da bunları yapmasına yardımcı olmalıdır. Onları iyilik ve yardım konusunda teşvik etmelidir. Çünkü Allah Teâlâ, iyilik yapmak ve kötülükten sakındırmak hususunda yardımlaşmamızı emretmiştir. Başkasına yapılan iyilik ve kötülük ölçüsünü de Sevgili Peygamberimiz (sav): “Sizden biri kendi için istediğini, kardeşi için istemedikçe gerçek imana ermez .” hadisi ile bildirmiştir.

Muhterem Müslümanlar!

Hutbemi Medineli Müslümanların Mekkeli muhacirlere nasıl kucak açtığını bildiren ayet meali ile bitirmek istiyorum:“Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler.”

                                                                                                           

                                                                                                          Hazırlayan: Adem ÖZDEMİR

                                                                                                          Sanikonukoğlu Camii İmam Hatibi

*************************************

İLİ                   : BURSA

AY-YIL            : MART-2012

TARİH             :30 .03.2012 (5.HAFTA)

    

DUA VE ÖNEMİ               

 

   Değerli Mü’minler!

Dua ve ibadet, bir Mü’minin aczini ve ihtiyacını, saygıyla Rabbine arz etmesi ve tazimle O’ndan yardım dilemesidir. Rabbi ile kulu arasında en güçlü bağ ve en değerli amel, dua ve ibadettir. Bunlar, Allah’a kulluğun itirafı ve ispatıdır. Mânevî dertlerin devası, gönüllerin sefasıdır. Duasız ve ibadetsiz gönüller ise, huzursuzdur ve dinmez bir ızdırap içerisindedir. Gerçek huzura, ancak O’na dua edip rahmet kapısını çalmak, O’nun izzet ve azameti karşısında secdeye kapanıp ibadet etmek ve O’nu anmakla kavuşulur. Nitekim Yüce Allah, Kuran’ı Hakim’de: “Bunlar, Allah’a iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükunete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur”buyurmaktadır.

 

Muhterem Müslümanlar!

Bir insan olarak, çevremizde meydana gelen olaylardan etkilenebilir ve işlerimizin düzensiz gitmesinden de üzülüp sıkılabiliriz. Ancak bu gibi üzüntü ve sıkıntıların geçici olduğunu bilmeli ve bütün hayatımızı sarsacak bunalıma ve strese düşmemeliyiz. Bir mümin için strese veya bunalıma girmek, asla doğru değildir. Çünkü o, hayatın ağır yükleri altında acze ve sıkıntıya düştüğünde, kendisine şah damarından daha yakın, onun en gizli sırlarını bilen ve her şeye gücü yeten Yüce Allah’a güvenir. O’na dua ve niyazda bulunur, O’nun engin lütuf ve keremine sığınır. O’ndan başka, sıkıntılara çare, dertlere deva, hastalıklara şifa ihsan edenin olmadığını bilir. Çekilen sıkıntıları, ebedi mükafat vesilesi bir imtihan olarak değerlendirir ve teselli bulur.

Kur’an-ı Kerim, büyük sıkıntılarla karşılaşan ve Rabbine dua eden Hz.Yunus (a.s.)’u bize örnek gösterir. Hz. Yunus’un duasının kabul edildiğini de, “Bunun üzerine O’nun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz Mü’minleri böyle kurtarırız” meâlindeki âyetiyle bize bildirir. Demek ki sıkıntıyı, derdi veren Allah, onun çaresini ve dermanını da verir. Hatta her güçlük için bir kolaylık ihsan ettiğini, Kur’an’ı Kerim’de bize şöyle açıklar: “Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır”.

Sevgili Peygamberimiz(sav) de, müminlerin başına gelen sıkıntıların günahlara keffaret olduğunu bir hadis-i şeriflerinde şöyle ifade eder: “Başına gelen hastalık, bitkinlik, hüzün ve diğer sıkıntılara karşılık Yüce Allah, Mü’minin günahlarının bir kısmını siler“ Ayrıca musibet ve sıkıntı anlarında müminlerin: “…Biz Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz...” anlamındaki “İnna lillahi ve innâ ileyhi râciûn” ayetini okumalarını, Sevgili, Peygamberimiz (s.a.v), tavsiye etmiştir.

 

Aziz Cemaat!

İbadet ve duadan uzak olan insanlar, daima bir arayış, bir boşluk içinde olurlar ve vicdani bir huzursuzluk duyarlar. Halbuki, Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerîm’de, “(Ey Resulüm!), De ki: (Kulluk ve) duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” “Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar, aşağılanarak cehenneme gireceklerdir” buyurmaktadır. Öyleyse; gönüllere huzur, dertlere deva, dertlilere şifa veren Yüce Allah’a her derdimiz için dua etmeli, ibadetleri yerine getirmeli ve elimizdeki nimetlere de şükretmeyi ihmal etmemeliyiz.

 

                                                                                                                   Diyanet İşleri Başkanlığı